FİZİKİ TESLİM OLMAKSIZIN YAPILAN ALTIN ALIM SATIM İŞLEMLERİNİN KAMBİYO İŞLEMİ OLARAK DEĞERLENDİRİLEREK VE BU İŞLEMLER ÜZERİNDEN BSMV ÖDENMESİ

Gelir İdaresi Başkanlığı’nın Türkiye Bankalar Birliğine gönderdiği yazı ile bankalar tarafından yatırım hesapları ve diğer hesaplar üzerinden fiziki teslim olmaksızın yapılan altın alım satım işlemlerinin kambiyo işlemi olarak değerlendirilerek BSMY’ye tabi olması gerektiği yönünde bilgilendirme yapmıştır.
Söz konusu yazının temelinde bankaların konu hakkında yaşadığı tereddüt üzerine Gelir İdaresi Başkanlığından görüş talep etmesi ve bunun akabinde Gelir İdaresi Başkanlığı’nca Hazine ve Maliye Bakanlığı Finansal Piyasalar ve Kambiyo Genel Müdürlüğü’nün görüşüne başvurması yatmaktadır.
Finansal Piyasalar ve Kambiyo Genel Müdürlüğü 21.05.2020 tarih ve 276064 sayılı yazısında “Bilindiği üzere, 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun kambiyo mevzuatına ilişkin düzenlemelere esas oluşturan kanundur.

Anılan Kanun’un 1. maddesinde kambiyo mevzuatında hakkında düzenleme yapılmasına imkân tanınan kıymetler; kambiyo, nukut, esham ve tahvilat, kıymetli madenler ve kıymetli taşlarla bunlardan mamul veya bunları muhtevi her nevi eşya ve kıymetler ile ticari senetlerle tediyeyi temine yarayan her türlü vasıta ve vesikalar olarak yer almaktadır.
Anılan Kanun uyarınca yayımlanan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Karar’ın “Tanımlar” başlıklı ikinci maddesinin (h) bendinde döviz (kambiyo) efektif dahil yabancı parayla ödemeyi sağlayan her nev’i hesap, belge ve vasıta; (j) bendinde kıymetli madenler ise her tür ve şekilde altın, gümüş, platin ve paladyum olarak tanımlanmıştır.
Bu itibarla, kıymetli maden ve dövizin kambiyo mevzuatında düzenlenen değerler olması, kambiyo mevzuatında kıymetli maden depo hesaplarında işlem gören kaydi tutarların açık bir tanımının yer almaması ve özü itibarıyla fiziki teslimat yapılmadığı sürece kaydi ve değeri dövizle belirlenen bir tutarın söz konusu olması hususları dikkate alındığında; vadesiz ve yatırım hesapları üzerinden fiziki teslimat olmaksızın yapılan altın alım satım işlemlerinin kambiyo işlemi olarak değerlendirilmesi gerektiği düşünülmektedir.”
görüşüne yer vermiştir.
Bu görüş üzerine Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından Türkiye Bankalar Birliğine gönderilen yazı ile ile bankalar tarafından yatırım hesapları ve diğer hesaplar üzerinden fiziki teslim olmaksızın yapılan altın alım satım işlemlerinin kambiyo işlemi olarak değerlendirilerek bu işlemler üzerinden yürürlükteki oranlara göre kambiyo muamele vergisi (BSMV) hesaplanması gerektiği bilgilendirmesi yapılmış ve konu hakkında ivedilikle Türkiye Bankalar Birliği üyelerine duyuru yapılması istenmiştir.

Hazine ve Maliye Bakanlığı Finansal Piyasalar ve Kambiyo Genel Müdürlüğü’nün ve dolayısıyla Gelir İdaresi Başkanlığı’nın bu görüşünü hukuki dayanakları bakımından incelediğimizde doğru bir hukuki değerlendirme olmadığı sonucu ortaya çıkmaktadır. Zira bahse konu işlemden alınacak olan BSMV’nin düzenlendiği 6802 sayılı Gider Vergileri Kanunu’nda idarenin görüşündeki nitelendirmeye uygun herhangi bir düzenleme olmadığı görülmektedir. Uzun zamandan bu yana kambiyo muamelesi olarak görülmeyen fiziki teslim olmaksızın altın satım işlemlerinin bir anda başka bir mevzuattaki tanımlamadan hareket ile verginin konusuna dahil edilmesi Anayasa’nın 73. Maddesinde düzenlenen verginin yasallığı ilkesine ve Anayasa’nın 2. Maddesinde tanımlanan hukuk devletinin temel ilkelerinden olan hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkesine uygun düşmediği açıkça ortadadır.

Söz konusu uygulama nedeniyle kimler dava açabilecektir?

6802 sayılı yasanın 30. Maddesine göre BSMV’nin mükellefinin banka ve bankerlerle sigorta şirketleridir. Dolayısıyla dava açma ehliyeti açısından ilk akla gelen verginin mükellefi olan tüzel kişiler olacaktır. Ancak bu kurumların verginin konusuna giren işlemler üzerinden doğan vergiyi zaten mevduat sahiplerinden tahsil etmeleri nedeniyle herhangi bir dava açmayacakları düşünüldüğünde bankalar nezdindeki hesaplarında altın alım satımı yapan mevduat sahiplerinin söz konusu uygulamanın hukuka aykırılığını yargı organları nezdinde tartışmaya açıp açamayacağı sorusu da akıllara gelmektedir.

Danıştay’ın uzun yıllardır süre gelen uygulamaları incelendiğinde dolaylı vergilerde vergiyi yüklenen kişilerin dava açma hakkının kabul edildiği görülmektedir. Danıştay bu tip vergilerde, verginin gerçek anlamda mükellefinin tüketiciler olduğu gerçeğinden hareket ederek dava açma ehliyetini geniş yorumlamakta ve verginin gerçek mükellefi olan kişileri İYUK’nun 2. Maddesi çerçevesinde menfaati ihlal edilen kişilerden kabul ederek dava açma hakkının mevcut olduğunu değerlendirmektedir. Aksi düşüncenin kabul edilmesinin ise mülkiyet hakkının ve hak arama hürriyetinin kısıtlanması sonucunu doğuracağı aşikardır. Dolayısıyla fiziki teslim olmaksızın altın alım satımı yapan mevduat sahiplerinin dava açarak vergilendirme işleminin hukuka aykırılığını iddia etmelerinin mümkün olduğu değerlendirilmektedir.

Söz konusu işlemler nedeniyle dava açmak isteyen mevduat sahipleri nasıl bir yol izleyecektir?

Mevduat sahipleri açısından dava hakkının kullanılmasında izlenebilecek iki yöntem bulunmaktadır.
i) Verginin tahsil edilmesini müteakip bankanın bu vergiyi beyan ettiği dönemdeki tahakkuk işlemi sonrasında İYUK 10. Maddesi çerçevesinde bankanın bağlı olduğu vergi dairesine müracaat edilerek tahsil edilen verginin iadesinin talep edilerek bu talebin açık veya 60 günlük yasal sürede cevap verilmeyerek zımni olarak reddedilmesi üzerine 30 günlük dava açma süresi içinde vergi mahkemesinde dava yoluna gidilebilecektir.
ii) Vergi Usul Kanunu’nun 116-117 ve 118. Maddelerinde düzenlenen vergi hataları hükümleri çerçevesinde bankanın bağlı olduğu vergi dairesine VUK 122.maddesine istinaden düzeltme talebinde bulunularak talebinin açık veya 60 günlük yasal sürede cevap verilmeyerek zımnen reddedilmesi üzerine VUK’nun 124. Maddesi gereğince Gelir İdaresi Başkanlığı’na şikayet yoluna başvurulması ve bu müracaatın da açık veya 60 günlük yasal sürede cevap verilmeyerek zımnen reddedilmesi halinde 30 günlük dava açma süresi içerisinde vergi mahkemesinde dava yoluna gidilebilecektir.

Sonuç itibariyle fiziki teslim olmaksızın altın alım satım işleminin kambiyo işlemi olarak kabul edilmesi hukuki tartışmaya muhtaç bir konudur ve vergi yargı organlarının varlık sebebi bu ve benzeri ihtilaflı konuları çözümlemektir. Bu nedenle yukarıda yer verdiğimiz açıklamalar çerçevesinde mevduat sahiplerinin yapılan alım satım işlemleri nedeniyle ödedikleri verginin iadesi için hukuki yollara başvurmasının doğru bir yaklaşım olacağı kanaatindeyiz.