Fiziki Teslim Olmazsızın Yapılan Altın Alım Satım İşlemlerinin Kambiyo İşlemi Olarak Değerlendirilerek ve Bu İşlemler Üzerinden BSMV Ödenmesi

9 Haziran 2020

FİZİKİ TESLİM OLMAKSIZIN YAPILAN ALTIN ALIM SATIM İŞLEMLERİNİN KAMBİYO İŞLEMİ OLARAK DEĞERLENDİRİLEREK VE BU İŞLEMLER ÜZERİNDEN BSMV ÖDENMESİ Gelir İdaresi Başkanlığı’nın Türkiye Bankalar Birliğine gönderdiği yazı ile bankalar tarafından yatırım hesapları ve diğer hesaplar üzerinden fiziki teslim olmaksızın yapılan altın alım satım işlemlerinin kambiyo işlemi olarak değerlendirilerek BSMY’ye tabi olması gerektiği yönünde bilgilendirme yapmıştır. Söz konusu yazının temelinde bankaların konu hakkında yaşadığı tereddüt üzerine Gelir İdaresi Başkanlığından görüş talep etmesi ve bunun akabinde Gelir İdaresi Başkanlığı’nca Hazine ve Maliye Bakanlığı Finansal Piyasalar ve Kambiyo Genel Müdürlüğü’nün görüşüne başvurması yatmaktadır. Finansal Piyasalar ve Kambiyo Genel Müdürlüğü 21.05.2020 tarih ve 276064 sayılı yazısında “Bilindiği üzere, 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun kambiyo mevzuatına ilişkin düzenlemelere esas oluşturan kanundur. Anılan Kanun’un 1. maddesinde kambiyo mevzuatında hakkında düzenleme yapılmasına imkân tanınan kıymetler; kambiyo, nukut, esham ve tahvilat, kıymetli madenler ve kıymetli taşlarla bunlardan mamul veya bunları muhtevi her nevi eşya ve kıymetler ile ticari senetlerle tediyeyi temine yarayan her türlü vasıta ve vesikalar olarak yer almaktadır. Anılan Kanun uyarınca yayımlanan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Karar’ın “Tanımlar” başlıklı ikinci maddesinin (h) bendinde döviz (kambiyo) efektif dahil yabancı parayla ödemeyi sağlayan her nev’i hesap, belge ve vasıta; (j) bendinde kıymetli madenler ise her tür ve şekilde altın, gümüş, platin ve paladyum olarak tanımlanmıştır. Bu itibarla, kıymetli maden ve dövizin kambiyo mevzuatında düzenlenen değerler olması, kambiyo mevzuatında kıymetli maden depo hesaplarında işlem gören kaydi tutarların açık bir tanımının yer almaması ve özü itibarıyla fiziki teslimat yapılmadığı sürece kaydi ve değeri dövizle belirlenen bir tutarın söz konusu olması hususları dikkate alındığında; vadesiz ve yatırım hesapları üzerinden fiziki teslimat olmaksızın yapılan altın alım satım işlemlerinin kambiyo işlemi olarak değerlendirilmesi gerektiği düşünülmektedir.” görüşüne yer vermiştir. Bu görüş üzerine Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından Türkiye Bankalar Birliğine gönderilen yazı ile ile bankalar tarafından yatırım hesapları ve diğer hesaplar üzerinden fiziki teslim olmaksızın yapılan altın alım satım işlemlerinin kambiyo işlemi olarak değerlendirilerek bu işlemler üzerinden yürürlükteki oranlara göre kambiyo muamele vergisi (BSMV) hesaplanması gerektiği bilgilendirmesi yapılmış ve konu hakkında ivedilikle Türkiye Bankalar Birliği üyelerine duyuru yapılması istenmiştir. Hazine ve Maliye Bakanlığı Finansal Piyasalar ve Kambiyo Genel Müdürlüğü’nün ve dolayısıyla Gelir İdaresi Başkanlığı’nın bu görüşünü hukuki dayanakları bakımından incelediğimizde doğru bir hukuki değerlendirme olmadığı sonucu ortaya çıkmaktadır. Zira bahse konu işlemden alınacak olan BSMV’nin düzenlendiği 6802 sayılı Gider Vergileri Kanunu’nda idarenin görüşündeki nitelendirmeye uygun herhangi bir düzenleme olmadığı görülmektedir. Uzun zamandan bu yana kambiyo muamelesi olarak görülmeyen fiziki teslim olmaksızın altın satım işlemlerinin bir anda başka bir mevzuattaki tanımlamadan hareket ile verginin konusuna dahil edilmesi Anayasa’nın 73. Maddesinde düzenlenen verginin yasallığı ilkesine ve Anayasa’nın 2. Maddesinde tanımlanan hukuk devletinin temel ilkelerinden olan hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkesine uygun düşmediği açıkça ortadadır. Söz konusu uygulama nedeniyle kimler dava açabilecektir? 6802 sayılı yasanın 30. Maddesine göre BSMV’nin mükellefinin banka ve bankerlerle sigorta şirketleridir. Dolayısıyla dava açma ehliyeti açısından ilk akla gelen verginin mükellefi olan tüzel kişiler olacaktır. Ancak bu kurumların verginin konusuna giren işlemler üzerinden doğan vergiyi zaten mevduat sahiplerinden tahsil etmeleri nedeniyle herhangi bir dava açmayacakları düşünüldüğünde bankalar nezdindeki hesaplarında altın alım satımı yapan mevduat sahiplerinin söz konusu uygulamanın hukuka aykırılığını yargı organları nezdinde tartışmaya açıp açamayacağı sorusu da akıllara […]

Devamını Oku

Korona Virüs Nedeniyle 13 Mart İtibari ile Yüz Yüze Eğitime Ara Verilmesi Sonrasında Özel Okul Öğretim Ücreti

9 Haziran 2020

KORONA VİRÜS NEDENİYLE 13 MART İTİBARİ İLE YÜZ YÜZE EĞİTİME ARA VERİLMESİ SONRASINDA ÖZEL OKUL ÖĞRETİM ÜCRETLERİNİN-YEMEK ÜCRETLERİNİN-SERVİS ÜCRETLERİNİN İADE EDİLMESİ DURUMUNDA KDV’NİN İADE EDİLİP EDİLMEYECEĞİ Bilindiği üzere tüm dünyayı etkisi altına alan korona virüs ( COVİD 19) vakalarının ilk olarak 11 Mart’ta ülkemizde de görülmesi sonrasında Cumhurbaşkanlığı kararı ile 16 Mart tarihinden itibaren Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okullarda yüz yüze eğitime ara verilmiştir. İlk önce 2 hafta olarak açıklanan eğitim arası daha sonra 30 Nisan’a kadar uzatılmış ve nihayetinde 2019-2020 eğitim-öğretim yılının yüz yüze eğitim olmaksızın tamamen sona erdirilmesine karar verilmiştir. Eğitim-öğretime ara verilmesi sonrasında özel okullardaki öğrenciler için eğitim ücreti-yemek ücret-servis ücreti gibi isimlerle ödenen hizmet bedellerinin iade edilip edilmeyeceği en çok tartışılan konulardan bir tanesi olmuştur. Söz konusu hizmet bedellerinin niteliği itibari ile iade edilip edilmeyeceği özel hukuk alanında uzmanlaşmış hukukçuların hukuki değerlendirmesine muhtaç bir konudur. Ancak konunun bir de vergisel boyutu vardır ki bugüne kadar yapılan tartışmalarda hiç gündeme getirilmemiştir. Özel okullarda eğitim-öğretim hizmeti alan öğrenciler için ödenen bahse konu hizmet bedellerinin KDV’ye tabi olduğu dikkate alındığında olası bir bedel iadesi durumunda özel eğitim kurumları KDV’yi de iade edecek midir? İade edilen tutar içinde KDV’nin olmaması halinde veliler nasıl bir yol izlemelidir? Teorik olarak bakıldığında iade tutarının KDV dahil olarak hesaplanması gerektiği kuşkusuzdur. KDV Kanunu’nun uygulanması amacıyla mali idare tarafından yayımlanan ikincil düzenlemelerde izlenecek yol ve yöntemler izah edilmiş olmakla birlikte uygulamada kurumlar tarafından mali idarenin düzenlemelerine uygun hareket edilmeyebilmektedir. Böyle bir durumda ise velilerin; Özel eğitim kurumundan yapılan iade işleminin detaylandırılmasının talep edilmesi İade edilen tutar içinde KDV’nin mevcut olmaması halinde özel eğitim kurumunun bağlı olduğu vergi dairesine VUK’nun 116 vd. maddelerine dayanılarak 122. Maddesi çerçevesinde düzeltme talebinde bulunulması Düzeltme talebinin açıkça veya 60 günlük yasal süresinde cevap verilmeyerek zımnen reddedilmesi halinde VUK’nun 124. Maddesi gereğince Gelir İdaresi Başkanlığı’na şikayet müracaatında bulunulması Gelir İdaresi Başkanlığı’nın bu müracaatı açıkça veya 60 günlük yasal süresinde cevap vermeyerek zımnen reddetmesi halinde 30 günlük dava açma süresi içerisinde vergi mahkemesi nezdinde dava açılması yolunu izleyerek ödenen KDV’nin faiziyle iade alması mümkün olabilecektir.

Devamını Oku

EGM Personelinin Emeklilik Tarihleri Değişti

9 Haziran 2020

EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ’NÜN SGK’NIN GÖRÜŞLERİ DOĞRULTUSUNDA, “PERSONEL BİLGİ SİSTEMİ HİZMET HESABINDA” YAPTIĞI DEĞİŞİKLİK SONRASI BAZI POLİS MEMURLARININ EMEKLİLİK YAŞININ 7 YIL ÖTELENMESİ VE YARATTIĞI HAK KAYIPLARI Emniyet Genel Müdürlüğü, SGK le 2019 yılından bu yana yürüttükleri yazışma sonrasında, 8/9/1999’dan önce hizmeti olmayanların yaptıkları borçlanmalarla ilgili “Personel Bilgi Sistemi Hizmet Hesabında” çok önemli değişiklik yaptı. Yapılan değişikliğe göre eğer polisin 8/9/1999’dan önce hizmeti yoksa, yaptığı borçlanma sadece hizmete sayılacak emeklilik yaşını etkilemeyecektir. Emniyet Genel Müdürlüğü uzun zamandan bu yana SGK’nın 08/06/2009 tarihli görüş yazısındaki “5510 sayılı kanunun geçici 4. Maddesi uyarınca Polis Akademisi ile fakülte veya yüksekokullarda geçen başarılı öğrenim süreleri, askerlikte geçen süreler veya borçlanma kapsamına alınmış diğer süreleri 4759 sayılı kanunun yürürlüğe girdiği 01.06.2002 tarihinden önce geçmiş olması şartıyla, borçlanma işleminin hangi tarihte yapıldığına bakılmaksızın tahakkuk ettirilen borcun ödenmiş olması halinde, bu süreler geçici 205. Maddede belirtilen emeklilik yaş hadlerinin tespitinde esas olan toplam hizmet süresinin hesabında dikkate alınacaktır…” açıklamalara göre emeklilik işlemlerini yürütmekte iken SGK’nın 2019/9 sayılı genelgesinde 24.04.2019 tarihinde yapılan değişiklik sonrasında ortaya çıkan tereddütleri gidermek amacıyla SGK’dan konu hakkında görüş talep etmiş ve uzun süren yazışmalar neticesinde SGK’nın 22.10.2019 tarihli görüş yazısındaki açıklamalar çerçevesinde emeklilik işlemlerinin yapılacağı yönünde tüm il Emniyet müdürlüklerine 30.03.2020 tarihli yazı göndererek personeli bilgilendirmiştir. SGK’nın 22.10.2019 tarihli yazısında özetle 08.09.1999 tarihinde Emekli Sandığı Kanunda yapılan değişikliklerin 5510 sayılı yasanın geçici 4. Maddesi çerçevesinde 08.09.1999 tarihinden sonra hizmete başlayan personel için geçerli olmayacağını, özellikle hizmet borçlanması ile mesleğe başlangıç tarihinin geçmişe teşmil edilemeyeceği ifade etmiştir. SGK’nın bu görüşünün temelinde ise borçlanma işleminin bir hizmet satın alması olduğu dolayısıyla 08.09.1999 tarihinden önce fiilen görev yapılmamış olması nedeniyle bu borçlanmaların sigortalılık başlangıcının belirlenmesinde dikkate alınmayacağı değerlendirmesi yatmaktadır. Bu görüş sonrasında EGM personeli açısından oldukça önemli mağduriyetler ortaya çıkmıştır. Çünkü EGM personeli mesleğe başladığı andan itibaren hizmet borçlanması ile emeklilik sürelerinin kısalacağı beklentisi ile hizmet borçlanmasına teşvik edilmiştir. Yıllardır emekli olacağı tarihi bilerek çalışan personel bir anda 7 yıla varan sürelerde çalışmaya devam etmek zorunda olduğunu öğrenmiş olmaktadır. Ortaya çıkan bu hukuka aykırılığın ortadan kaldırılması için ise EGM’nin 23.03.2020 tarihli yazısı ve bu yazının hukuki dayanağı olan SGK’nın 22.09.2019 tarihli görüş yazısının Danıştay Kanunu’nun 24. Maddesi gereğince Danıştay nezdinde dava konusu yapılması gerekmektedir. Her ne kadar SGK’nın yazısının idari davaya konu olamayacağı yönünde görüşler bulunmakta ise de şahsi düşüncemiz EGM’nin uygulamasının hukuki dayanağının SGK’nın 22.10.2019 tarihli işlemi olduğu, bu SGK işlemi neticesinde EGM’nin personelin emeklilik sürelerine ilişkin düzenlemeyi tamamen değiştirmiş olmasının artık bu SGK işlemine de icrai bir nitelik kazandırdığı yönündedir. Bu nedenle farklı yöntemlerle bireysel başvurular neticesinde dava açılması mümkün ise de zaman kaybına sebebiyet vermemek amacıyla doğrudan her iki idari işleme de Danıştay nezdinde dava açılmasının daha pratik bir yol olduğu düşünülmektedir.

Devamını Oku